|
|
|
|
|
|

|
|
| MARMARA ÜNİVERSİTESİ'NİN AYIBI |
|
Sn.
Rektör Necla Pür
Sn. Müdür Hasan Kasap
İstanbul Marmara Cimnastik ve Spor Kulübü Derneği olarak, ücretini ödemek
kaydıyla, 4 yıldır salonlarınızın boş olduğu Cumartesi-Pazar 1600-1700 saatleri
arasında kız çocuklarımızın cimnastik çalışmaları için kullandığımız MARMARA
ÜNİVERSİTESİ Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu spor salonundan zorla çıkarılmış
bulunuyoruz.
Çocuklarımızın, evlerine kapatıldığı, bilgisayar oyunlarının başından kalkamadığı,
obezite tehlikesi altında bulunduğu günümüzde, spor yapan sağlıklı nesiller
yetiştirme çabasına katkıda bulunmayı hedefleyen bir spor kulübüyüz.
Bu çalışmamızı, kar amacı gütmeden, tümüyle gönüllülük temelinde sürdürüyoruz.
Biz ve bizim gibi kuruluşlara destek vermesi gereken MARMARA ÜNİVERSİTESİ
Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu gibi bir kuruluşun elindeki imkanlar,
çocuklarımızın cimnastik çalışmaları için kullanılmayacaksa ne için kullanılacaktır,
bunu da anlamakta güçlük çekiyoruz.
O salonlarda çocuklarımız spor yapamayacaksa, kim ne yapacaktır?
Kurumunuzun, çocuklarımıza spor yaptırmaktan daha önemli ne görevi olabilir?
Görevi spor yaptırmak olan spor hocalarınız, zor kullanarak, 9-10 yaşındaki
kız çocuklarımızı, neden sokağa atmıştır?
Kurum hocalarınızın asli görevi, çocuklarımıza spor yaptırmak değil de başka
bir şey midir?
Bu soruların, tarafınızca yanıtlanması ve 9-10 yalarındaki kız çocuklarımızın,
spor hocalarınız tarafından zor kullanarak sokağa atılmasının gerekçesinin,
kurumunuzca, en kısa sürede yazılı olarak tarafımıza iletilmesini talep
ediyoruz.
MARMARA ÜNİVERSİTESİ / ANADOLUHİSARI SPOR AKADEMİSİ ÖĞRETİM
GÖREVLİLERİ, DÜNYA KADINLAR GÜNÜNÜ, GELECEĞİMİZİN ÇAĞDAŞ KADINLARI OLACAK
KIZ COCUKLARIMIZI CİMNASTİK SPOR EĞİTİMİNİ YAPTIKLARI SALONDAN SOKAĞA ATARAK
KUTLADILAR...
Belgesini görmek için buraya
tıklayabilirsiniz...
|
|
|
Haydi çocuklar spor yapalım... |
 Spor, bedenin dayanıklılığını, güçlülüğünü
artırmayı amaç alan ve genellikle oyun, yarışma anlayışıyla yapılan bedensel
etkinliklerdir. Bir çocuğun fiziksel ve zihinsel gelişim sürecinde spor
çok önemli bir etki yapmaktadır. Spor onun sağlığına ve gelişimine koyacağı
önemli katkıların dışında, onun kişiliğinin oluşumunda, paylaşma, ekip çalışması
gibi günümüz dünyasında çok önemli olan kavramlarla tanışmasına ve onları
benimsemesine yol açar.
Spor dünya kültürünün bir parçasıdır.
Günümüzde müzik ile birlikte tüm dünyada konuşulabilen evrensel bir dil
niteliğini taşır. Spor dinleri, dilleri, ırkları, eğitim düzeyleri, sosyal
konumları ne olursa olsun aynı kurallar içersinde, insanların bir araya
gelip, bireysel veya takım olarak yarışabildiği bir ortam yaratır. Hiçbir
çıkar, günlük kaygı gütmeksizin insanın kendisinden geliştirdiği yapıcı-yaratıcı
uğraş olması bakımından Spor bir Hümanizmadır.
Bireylerin kendilerini yeniden yaratmalarını,
sağlıklarına kavuşmalarını, yaşam kalitelerini yükseltmelerini ve yabancılaşmadan
kurtulmalarını sağlamak amacı ile yapılan "herkes için spor" sloganında
kristalleşen spor anlayışıdır.
Spor özgürleşmektir. Çünkü sportif eylem
sırasında kendi gücümüzün sınırlarını öğrenmeye ve yeteneklerimizi bilmeye
, kısaca kendimizi tanımaya , tanıdığımız bireysel yeteneklerimizi kullanmaya,
kullandığımız becerilerimizi geliştirmeye ve sonuçta kendimizi mükemmelleştirmeye
yani özgürleşmeye başlarız.
Spor, uygarlaşmadır, hümanizmadır yalnız
insan için vardır. İnsanların ortak eylemidir, yani insana özgüdür İnsan
zorunlulukla ilkel olarak doğan bir varlıktır. Spor , insanın ilkelden
uygara geliştiği bir yaşama bağlamıdır. İnsanın dışında hiçbir varlık spor
yapamaz
Spor, bir arınmadır, bu anlamda
günlük yaşamdan uzaklaşmadır. Spor bir aydınlanmadır. Bireyin daha küçük
yaşta kendi sportif bilincine ulaşması yani kendi sportif tanımını bilmesi
kendini bilmek yolunda en önemli adımdır. Kendini sporla da bilmek, geliştirmek,
yetkinleştirmek, özgürleştirmek sporla gerçekleşen bir aydınlanma.
Spor, bir deneme, bir çaba ve bir uğraştır.
Yani bilinenlerden, yapılabilinenlerden, becerilenlerden hareketle, yeni
olanı ortaya çıkarmak, olanı aşmak çabasıdır. Mutlaka sonuca varmak zorunlu
değildir. Spor, sonuçta olmak değil, yolda olmaktır, eylemde olmaktır. Sporu
coşkulu, haz verici, yapıcı-yaratıcı, geliştirici kılan böyle hep deneyen,
daha olumlusuna yönelen uğraş içinde bulunmaktır. Orada insan bedensel ve
zihinsel tüm güçlerini sonuna dek kullanmaktır, orada insanın neleri başarabileceğini
bilmesidir, kendini tanır, varlığının ayırdına varır.
Spor, bedeni tanıyıp bilmek, bedeni yönetip
yetkinleştirmesinin yanında, sporun bir başka yanıyla bütünleşip, güzelleşerek
eylem sporu olur. Sporda bedenin güçlü bir hareketi , güçlü bir güzellikle
ortaya çıkar. Beden gücünün incelmiş bir beceri ve davranış gücüne dönüşmesiyle
sporda güzellik doğar. Sportif davranış, bedensel güç ve beceri,
erdemle bütünleşerek tamamlanır.
Spor, ruhun bedenle, sevginin müzikle,
müziğin de beceriyle buluştuğu görsel bir sanattır coğu zaman. Her spor
dalında bu güzelliklerin birkaçını görebilirsiniz. Ama hepsini birarada
görebileceginiz tek spor dalı “Ritmik Cimnastiktir”.
Müzik, dans, bale, akrobasi, estetistik
ve esneklik özelliklerini bir arada taşıyan, tüm sporların alt yapısını
oluşturan bir spor dalıdır. İdeal başlangıç yaşı 5-7 dir. 9-13 yaş hobi
grubu çalışmaları vardır.
Kullanılan aletler ip, top, çember, kurdele
ve labuttur. Bale eğitimi ile birlikte yapılan antrenmanlar sırasında esneklik,serilik
ve sıçrama çalışmaları yapıldığından kasların kontrolsuz ve şekilsiz gelişimi
söz konusu değildir. Bu sebeple çocuğun motor gelişimi üzerinde büyük fayda
sağlar.
Hedefimiz uluslararası, kulüpler arası
ve okullar arası yarışmalarda yarışabilecek başarılı sporcular yetiştirmek,
çocuklarımızın fiziksel ve ruhsal gelişimini kontrol altında tutarak, spor
disiplini ve arkadaşlık duygularını pekiştirmek, branşlarında uzman antrenörlerimizle
birlikte eğlenerek spor yapmalarını sağlamaktır.
|
|
 |
|
|
|
Son kullanma tarihini bekleyen çocuk
Star'lar
|
|

Önce şöhret olduklarına inandırılıp
sonra bir köşeye atılan, sabah programlarında konu sıkıntısı çekildiğinde
hatırlanan, popstarlardan geçilmiyor ortalık. 'Yalancı şöhret' dönemi sona
erdikten sonra yaşanan sıkıntıların dile getirilmesi sırasını bekleyen popstar
adaylarını korumaya yetmezken düşen reytingler imdada yetişti. 'Yalancı star'
adayları şöhret belasından şimdilik kurtulmuşken; popüler tüketim aracı
sömürülecek damarı ekrana sürmekte gecikmedi: Nur topu gibi 'çocukstarlar'ımız
var artık!
ATV'de yayınlanan 'Bir Şarkısın Sen'
adlı formattan bahsediyorum. Format kelimesini özellikle kullandım, neye hizmet
ettiği anlaşılamayan, tek hedefi reytingi on ikiden vurmak olan bir program Bir
Şarkısın Sen. Yaşları 9 ile 16 arasında değişen '20 mucize sesli çocuk', son 50
yıla damgasını vuran şarkıları seslendiriyor cumartesi akşamları. Sakın ola ki
eleştirmeyin çünkü çocuklar değil şarkılar yarışıyor! Yersen!
Yapım şirketi başına geleceği bildiğinden, önlemini baştan alıyor. Bin bir çeşit
star yarışmasından sonra çocukstar yarışmasının çok eleştiri alacağını tahmin
ettiğinden, çocukları puanlama dışı bıraktığına inandırmaya çalışıyor
izleyiciyi. Göndereceğiniz sms'ler şarkı için diyor ısrarla. Tabi salondaki
seyirciler nostaljik şarkıları alkışlıyor! Jüri koltuğunda oturan sanatçı
ağabeyler, ablalar 'geleceğin çok parlak derken' şarkıları kastediyor!
Ülke çapında yapılan elemelerden sonra, sadece sesi güzel olan değil; sahneye
hakim, şova yetenekli, rahat çocuklar seçilmiş. Maksat şov olmasa 9 yaşındaki
bir çocuğa neden kanto söyletilsin? Alkışlayan elleriniz dert görmesin diyerek
alkışları kabul eden, sahnenin şifresini çoktan çözmüş bir kız çocuğu ayakta
alkışlanıyor, bir daha diye tempo tutuluyor. Erol Evgin'in tabiriyle 'esnaf' bir
küçük şarkıcı var karşımızda.
İlk günden bu yana gözyaşı döken, seslendireceği uzun havayla dinleyicileri
ağlatacağı iddia edilen, köyünden kalkıp gelen 15 yaşındaki kız, ben çoban
kızıyım diyor ısrarla. Reytingi yüksek çoban tartışmalarından haberdar olmanın
bilinciyle. Çobanlık yapan baba 'aşık' aynı zamanda. Normalinde çoban kızının
babasının 'aşık' olmasıyla gurur duyması beklenir değil mi? Ama bu reyting
endişesi yok mu? Damardan bir kurgu, özenle yazılmış 'kimlik hikayesiyle'
gecenin galibi çoban kızı oluyor.
Tıpkı popstarın İngiltere versiyonundaki 'kıllı melek' Susan Boyle örneğinde
olduğu gibi. Jürinin kendi eliyle seçtiği yarışmacıya ilk defa görüyormuş
muamelesi yapması, sen kim şarkı söylemek kim önyargı klişesi eşliğinde söylenen
opera şarkısı, internete servis edilen videonun tıklanma rekoru kırması. Kilise
korosunda şarkı söylediği es geçilen Susan Boyle'un etrafından kurgulananlar
seyredilirliği artırmaya yönelik TV zekası sadece.
30 kişilik dev orkestranın önünde parlak ışıklar altında, iltifatlar, alkışlar
eşliğinde raf ömürleri dolana kadar gündemde olacak çocuk şarkıcılar. Son
kullanma tarihleri dolduğunda kimse hatırlamayacak onları. 'Garantili looser'
yetiştirmenin bundan daha etkili bir yolu olamazdı.
Çocuklar yarışmıyor şarkılar yarışıyor söylemine inandık diyelim, peki çocukları
şova malzeme etmek yarıştırmaktan daha mı masum?
Oylamalar açıklandığında oyun şarkıya değil kendisine verildiğinin bilincinde
olacak o çocuk.
Her cumartesi beş saatlik bir yayın, bir gün öncesi prova. Şarkıyı ezberlemek
şovu hazırlamak için bir hafta süren çalışma. Yapımcı firma İstanbul dışından
katılanları okullarıyla beraber İstanbul'a taşıdığı iddiasında. Sanki bu
çocukların okula gitmeye vakti varmış, gitse konsantre olabilecekmiş gibi.
Tanınırlık oranları yükselmeye yıldız muamelesi görmeye başlamadılar henüz.
Şöhretin dayanılmaz cazibesiyle tanışmadılar.
Tanınan bir yüz olmak kısa vadede çocuk için olumlu gibi gözükse de ilgiden
bunalıp sokağa çıkarken tanınmamak için güneş gözlüğü takan minik yıldızlar var.
Abartılı övgü çocukta özgüven patlaması yapabilir. Ki sahnedeki rahat
tavırlarına küçük dünyaları ben yarattım duruşlarına bakılırsa aşırı bir
'özgüven yüklemesi' ile hazırlanıyor çocuklar sahneye.
Kendisini başkalarının gözünden görmeye alışan, ailenin duyduğu gurur ve sevinci
kaybetmek istemeyen çocuk, şöhret kültürünün ağında geleceğin mutsuz birey
adayı.
Yeteneği tescillenen çocuğuyla gurur duyan, kolay para kazanmanın dayanılmaz
cazibesine kapılan, çocuğunu şöhret yapmak için her türlü fedakarlıktan
kaçınmayan 'menajer ailelerin'; çocuğuna boyacılık yaptıran, mendil sattıran
alilerden farkı yok.
Daha fazla kar hırsı sebebiyle çocuk emeği sömürenlerden bir farkı yok daha
fazla reyting yakalamak için çocuk şarkıcıları ekrana sürenlerin.
Oyun ve eğitim çağında çalışmak zorunda kalanlardan bir farkı yok ekrandaki
'çocuk işçilerin'.
Çocuklar ucuz işgücü olmadığı gibi garantili reyting aracı da olmamalı.
Yaşanmamış çocukluk kadar yanlış yaşanmış çocukluk da bir travma sebebidir.
Sema Karabıyık
skarabiyik@yenisafak.com.tr
Kaynak :
www.yenisafak.com.tr
|
|
Türk Sporunda Acil Önlemler Alınması Şarttır
|
|

Türk sporu bugün tarihi boyunca hiç olmadığı
kadar ciddi etik sorunlar yaşamaktadır. Sporda meydana gelen bu kirlenme
sadece sporun kendisini değil; başta sporun hedef kitlesi olan gençler
olmak üzere tüm toplumu tehdit etmektedir. Sporda meydana gelen bu
gelişmeler karşısında ivedilikle önlemler alınması artık bir zorunluluk
haline gelmiştir.
ARI Hareketi bu önlemlerin hukuki ve idari alanlarda yapılmasının yanı
sıra gençlere yönelik olarak da alınması gerektiğine inanmaktadır.
Sporun gerçek amacını ortaya koyacak bir spor felsefesi, yeni bir spor
politikası ve spor eğitim anlayışı ile gençlere aktarılması şarttır.
Unutulmamalıdır ki Türk sporunun bugün geldiği noktanın en önemli
nedenlerinden biri de toplumda hakim bir spor felsefesinin olmayışıdır.
Kuruluşundan bu yana ARI Hareketi değerlerde meydana gelen erozyonun
Türkiye’nin gündemindeki en öncelikli konulardan biri olduğunu ve temel
sorunlarının altında yatan en önemli nedenlerin başında geldiğini ifade
etmektedir. Sadece politik, ekonomik ya da toplumsal alanda değil spor
alanında da değerlerde meydana gelen bu yozlaşma ülkemizdeki sorunun
büyüklüğünü ve karmaşıklığını gözler önüne sermektedir.
Türk kamuoyunun gündemi çok uzun bir süreden beri futboldan başlayarak
diğer spor alanlarına yayılan büyük tartışmalarla çalkalanmaktadır. Şike
ve bahis iddiaları; kulüp ve federasyon yönetimlerinin seçilmesi
sürecinde meydana gelenler; kulüp yönetimleri ve medya mensupları
arasındaki ilişkiler; dünya çapındaki şampiyon sporcularımızın doping
skandalları kamuoyunun dikkatini spora yöneltmesine neden olmuştur. Oysa
ki hatırlanacağı gibi daha çok kısa bir süre önce Türkiye, spor
kamuoyunun gündemine uluslararası alanda büyük ses getiren başarılarla
gelmekteydi. Spor Türkiye’nin bir dünya ülkesi olma yolundaki en önemli
araçlarından biri olarak görülmekteydi. Maalesef bugün gelinen noktada
spor alanında yaşananlar, ülkemizdeki kirlenmenin, etik değerlerde
meydana gelen erozyonun ve yolsuzlukların en büyük göstergesi olma
yolundadır.
Değerlerdeki yozlaşma kanserli hücreler gibidir. Erken teşhis, hızlı ve
radikal tedavi yöntemleri uygulanmazsa kısa sürede tüm bünyeye yayılır.
Bu yüzden spor alanında meydana gelen olaylar, seslendirilen iddialar
ciddiye alınmalı ve tüm toplum olarak bir an önce harekete geçmeliyiz.
Unutmamalıyız ki tüm bu olaylar sporun ruhunu aykırıdır ve özellikle de
sporun en önemli hedef kitlesi olan ve geleceğimizin en büyük güvencesi
olarak gördüğümüz gençliği, gençliğin değerler algısını tehdit
etmektedir. Halbuki spor gençlerin kendilerini gösterecekleri; beden ve
zihinsel olarak kendilerini geliştirebilecekleri, gençlerimizin dünya
gençleri ile rekabet edebilecekleri en önemli alandır. Spora gerekli
önemi vermeyen; sporu sadece hamasi duyguların ve gururun harekete
geçirildiği bir arena olarak gören; spor felsefesini ve eğitim işlevini
bir kenara bırakarak onun politik ve ekonomik boyutlarının altını çizen
anlayış Türkiye’de sporun bugün geldiği nokta konusunda birincil
sorumluluğa sahiptir. Diğer alanlarda geçmişe göre etik değerlerin
yeniden tesis edilmesine yönelik olumlu gelişmeler söz konusuyken spor
alanının bu gelişmelerin tam aksi yönde hareket etmesi bu anlayışın bir
sonucudur.
ARI Hareketi Türkiye’de etik, hesap verme sorumluluğu, saydamlık ve
hukukun üstünlüğü, insan hak ve sorumlulukları gibi değerlerin
öncülüğünü yapmaktadır. ARI Hareketi Türkiye için gerçek anlamda bir
değişimin ve temiz bir toplum oluşturulmasının ancak bu değerlerin
yaşama geçirilmesi ile mümkün olacağını ifade etmektedir. Bu amaçla ARI
Hareketi sporun Türkiye’de başlayacak olan bir temiz eller hareketinin
ilkin biri olması gereğinin altını çizmektedir.
ARI Hareketi ayrıca Türkiye’nin en önemli potansiyeli olarak gördüğü
gençliğin bedensel ve zihinsel gelişimi için gerçek anlamda bir spor
felsefesinin gençlere aktarılmasının zorunlu olduğuna inanmaktadır.
Türkiye’de sporun bugün geldiği noktadan kurtularak değerlerin yeniden
hayata geçirildiği bir alan olması için hukuki, idari önlemlerin
yanında; hatta onlardan çok daha önce bu anlayışın yerleşmesi
zorunludur.
Haluk Önen
|
|
Kitap - Sportif Ritmik Cimnastik / Arzu Karaali Konter
|
|
 Bu kitap Beden Eğitimi ve Spor Bölümleri'nde sportif ritmik cimnastik dersleri
alan ve bu spor disiplinini uzmanlık olarak seçen öğrenciler ve ayrıca ülkemizde
sportif ritmik cinmastik branşında spor ustalığına ulaşıp antrenörlük yapmayı
amaçlayan sporcular için hazırlandı. Aynı zamanda bu kitap; şu anda sportif
ritmik cimnastik alanında çalışmakta olan antrenörler, yardımcı antrenörler,
iligli uzmanlar, üniversitlerde ritmik cimnastik branşları ile ilgilenen tüm
veliler tarafından da kullanılabilir. Sportif ritmik cimnastikle ilgilenen kız
çocuklarının yaş özelliklerine değinilerek; çalışmaların içeriği, metodu,
antrenman yüklenmesi ve prediyodizasyonu, eğitim-öğretim sürecinin düzenlenmesi
ve derslerin temel problemleri ile ilgili konular gözden geçirildi.
Antrenmanın en önemli süreçlerinden bir tanesini oluşturan kareografi, ayrı bir
bölümde uzun uzun ele alınarak; kareografinin vazgeçilmez bütünleyicisi olan
müzikle ilgili bilinmesi gereken en temel teknik bilgilerin açıklanmasına
çalışıldı. Hareketlerin müzikle bağlanabilmesinin metodiğine, müzikli oyunlara,
dans kombinasyonlarına ve serilerin oluşturulmasındaki takip kurallarına yer
verildi.
(Önsözden)
İnkilap Kitapevi
|
|
Muratpaşa Belediye Spor'un Altın Kızları . . .
|
|

Çek Cumhuriyeti'nde düzenlenen
Uluslararası Ritmik Cimnastik Turnuvası'nda büyüklerde Sevinç Deveci, gençlerde
Elif Zeynep Celep, küçüklerde de Nevber Sena Sönmez şampiyon oldu.
Muratpaşa Belediyespor'dan yapılan yazılı açıklamada, Çek Cumhuriyeti'nin
başkenti Prag'da 13-15 Haziran tarihleri arasında düzenlenen Sokol Cup Prague
2008 Uluslararası Ritmik Cimnastik Turnuvası'ndan Muratpaşa Belediyesporlu
sporcuların altın madalyalarla döndükleri bildirildi.
Açıklamada, 10 ülkeden yaklaşık 100 sporcunun katıldığı turnuvada, büyüklerde
Nevin Sevinç Deveci, gençlerde Elif Zeynep Celep ve miniklerde Nevber Sena
Sönmez'in altın madalya kazandığı kaydedildi.
Muratpaşa Belediyespor antrenörü Zlatka Stoykova, oldukça büyük bir
turnuvada üç altın madalya kazanmanın mutluluğunu yaşadıklarını belirterek,
''Sporcularımızı kutluyorum. Başarılarımızın devamı gelecek'' dedi
Daha önce Bulgaristan'ın Stara Zagora kentinde 5-8 Haziran tarihleri arasında
düzenlenen Enite Cup 2008'de 30 ülkeden yaklaşık 100 sporcu madalya mücadelesi
verdi. Turnuvada, gençlerde Nevin Sevinç Deveci ve Elif Zeynep Celep ikinci,
küçüklerde Nevher Sena Sönmez üçüncü, Gizem Simay Engin de dördüncü oldu.
Muratpaşa Belediyespor Antrenörü Zlatka Stoykova, 'Yıl içerisinde yapılan
özel ve resmi turnuvalarda sporcularımız mücadele ediyor. Gün geçtikçe başarı
grafikleri de yükseliyor' dedi.
Antalya Muratpaşa Belediye Başkanı Süleyman Evcilmen , "Cimnastiğe büyük önem
veriyoruz" dedi.
www.ajansspor.com
|
| 2006 Dünya Fair Play Büyük Ödülü Hilal Çoşkuner'in . . .
|
|
 Dünya Fair Play Konseyi, kros yarışında altın madalyaya koşarken, rakibinin
sakatlanıp yere düşmesi üzerine arkadaşına yardım eden Hilal Coşkuner'i, 2006
Dünya Fair Play Baron Coubertin Büyük Ödülü'ne layık gördü.
2006 Dünya Fair Play Baron Coubertin Büyük Ödülü, 12 yaşındaki ilköğretim okulu
öğrencisi Hilal Coşkuner'in oldu.
Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi'nden (TMOK) yapılan açıklamaya göre, Dünya Fair
Play Konseyi'nin (CIFP)Paris'te yaptığı toplantıda, 2006 Dünya Fair Play
Ödülleri'ni kazanan sporcular belirlendi.
TMOK Fair Play Konseyi Başkanı Erdoğan Arıpınar'ın da katıldığı toplantıda,
dünyanın dört bir yanından ödüller için aday gösterilen sporcuların dosyalarını
inceleyen konseyin, 12 yaşındaki Trabzonlu ilköğretim öğrencisi Hilal Çoşkuner'e
oy birliği ile Fair Play dünyasının en büyük ödülü olduğu bildirilen, Modern
Olimpiyat Oyunları'nın kurucusu Baron Pierre De Coubertin'in adını taşıyan ödülü
vermeye kararlaştığı kaydedildi.
Hilal Coşkuner, geçtiğimiz yıl Trabzon'da Okullararası Kros Birinciliği'nde
altın madalyaya koşarken, gerideki rakibinin sakatlanıp yere düşmesi üzerine
finişe değil arkadaşına yardıma koşmuş, bu davranışının ardından Trabzon Gençlik
ve Spor İl Müdürlüğü ve bir gazeteden ödül almıştı. TMOK Fair Play Konseyi
tarafından da kendisine 2006 yılı ''Davranış Dalı''nda büyük ödül verilen
Coşkuner, Dünya Fair Play Konseyi'ne aday olarak sunulmuştu.
Paris'ten dönen CIFP Konsey Üyesi Erdoğan Arıpınar, yaptığı açıklamada, konseyin
bu kararı oy birliğiyle ve alkışlarla verdiğini belirterek, ''Bu, Türkiye'nin
dünyada Fair Play davranışıyla tanıtılması bakımından gurur verici bir olay.
Türkiye 1983 yılında ilk CIFP Coubertin Büyük Ödülü'nü İsmet Karababa ile
kazanmıştı. 24 yıl sonra yeniden aynı mutluluğu yaşıyoruz'' dedi.
Dünya Fair Play Ödül Töreni'nin 7-8 Aralık'ta Paris'teki UNESCO merkezinde
büyük bir resepsiyonla yapılacağı bildirildi.
COŞKUNER: ÇOK GÜZEL DUYGULAR YAŞIYORUM
Ödül aldığını babasının telefon açmasıyla öğrendiğini söyleyen Hilal
Çoşkuner ise hayatın en mutlu anlarından birini yaşadığını kaydetti.
Ödülün hem Türkiye hem de kendisi açısından son
derece önemli olduğunu vurgulayan Hilal, ''Hem ülkem hem de kendi adıma çok
güzel duygular yaşıyorum'' dedi.
Anadolu Ajansı
|
|
|

|
|
www.marmaracimnastik.org
|
|